Saturday, January 26, 2008

komik şeyler

"hortumun yutamadığı araba"


"risk nedir?/delilikle ölüm arasındaki iki terlik"

"otoparktan otoparka nakliyat"

bunu da şirinlik olsun diye koydum.

Friday, January 25, 2008

ronnie james dio


ronnie james dio'yla ilk defa the temple of the king ile tanışmıştım. sesiyle demek daha doğru olur sanırım. ya da şarkının insanı etkileme gücünü göz önüne alırsak "ronnie james dio'yla ilk defa temple of the king'de tanışmıştım" demek en doğrusu olabilir. açıkçası o zamanlar müziğin büyüleyiciliğine çok fazla kapılıp pek de farkına varamamıştım bu mükemmel sesin. sonraları bu şarkıyı dinleyerek gülümsedim, bu şarkıyla kendimi iyi hissettim, bu şarkıyla ağladım, falan filan. hâlâ da yeri ayrıdır bu şarkının, hep de öyle kalacak sanırım. işte bu şarkı rainbow'u fark etmemi sağladı. rainbow sayesinde de nihayet ronnie james dio'yu fark ettim. onun sesini dinledikçe diğer vokalistlerin sesi daha kötü gelmeye başladı kulağıma. bruce dickinson, ville laihiala (evet, ville laihiala!) gibi o zamanlar "kulakların tanrısı" gözüyle baktığım adamlar ikinci sınıf vokalistler oldu bir anda gözümde (kulağımda mı deseydim ne).

peki kim bu dio? kahramanım(ız) ronald james padavona 1942'de italyan bir ailenin tek çocuğu olarak amerika'da doğar. daha çocuk yaştayken bazı rockabilly (eski bir rock alt türü diye geçiştireyim bunu da) gruplarında trompet çalar (ilk grubuna katıldığında daha 9 yaşında olduğunu söylemiş bir keresinde- adam olacak çocuk belli oluyor işte!). lisedeyken de the vegas kings diye bir grupta bas gitar çalar. sonra da bu grupta vokalistlik yapmaya başlar... bir daha da bırakmaz elinden mikrofonu. bu arada italyan mafya lideri john "dio" dioguardi'den esinlenip kendine dio ismini takar (dio italyancada tanrı demektir...)

sonra bu grubu bırakıp elf adında bir blues-rock grubu kurar. elf'teki performansı, o zamanlar deep purple'dan ayrılmış olan bir başka süper müzik insanı ritchie blackmore'un dikkatini çeker. blackmore, rainbow diye bir grup kurar ve dio da gruba katılır, vokalist olarak tabî ki.

rainbow... bu grup ve şarkıları hakkında sayfalarca yazı yazabilirim. dedim ya, dio'nun sesiyle bu grupla tanıştım. bir deep purple'ın bile önüne koyarım en iyi klasik/hard rock grupları diye bir sıralama yapsam. tüm şarkıları birbirinden güzel. hele dio dönemindekiler. ama en başta da yazıp durduğum the temple of the king, catch the rainbow, stargazer, man on the silver mountain, kill the king, long live rock 'n' roll gibi şarkılar mükemmele daha bir yakın sanırım.

dio bu grupta da fazla kalmamış, onun gibi mitolojiyle, efsanelerle kafayı bozmuş bir söz yazarına sürekli aşk şarkısı yazdırmaya çalışan ritchie blackmore utansın.

dio'nun bir sonraki durağı neresi mi olmuş? en büyük heavy metal efsanesi olduğuna inandığım ve tarihteki ilk heavy metal grubu olan black sabbath! kariyerinin doruk noktası.

doruk noktası demişken, black sabbath'la çıkardığı ilk albüm olan heaven and hell, sadece kendisinin değil, heavy metal'in de doruk noktası olabilir. albümdeki tüm şarkılar güzel, neon knights, children of the sea gibi şarkılar daha da güzel ama heaven and hell, die young gibi şarkıları tanımlayacak kelimeler kelime dağarcığımda mevcut değil henüz. bu arada, şu 1001 tane ismi olan ve benim horned hand demekte ısrar ettiğim "metalci işareti"ni bulan da bu adam. ( \m/ ) (yüzük parmağı ve orta parmak inik, başparmak yüzük parmağının üstünde). anneannesinin kötü ruhları kovmak için kullandığı geleneksel bir italyan sembolü/hareketi/neyse nesiymiş bu horned hand/devil's horn/her neyse.

dio black sabbath'ta da fazla kalmamış. okuduğum kadarıyla alakasız ve haksız bir şekilde gruptan atılmış ya da ben resmen ön yargılıyım bu konuda. gruptan atılmasının nedeni, gece kayıt odasına gizlice girip kayıtlarda kendi sesini yükseltmek bu arada. gruptan atılınca da yılmamış, kendi grubu olan dio'yu kurmuş. hatta sabbath'tan atıldıktan sonraki hislerini anlatan rainbow in the dark'ı yazmış, zaten süper (ve bir heavy metal kültü sayılabilecek) olan ilk dio albümü holy diver'a koymuş... rainbow in the dark, holy diver ve don't talk to strangers'la birlikte albümü uçurmuş... süper olmuş süper.

bu arada black sabbath dio'yu kovduktan sonra gittikçe kötüye gitmiş, en sonunda dio'yu geri çağırmak zorunda kalmışlar. dio da "büyüklük bende kalsın" demiş ve tekrar sabbath'ta vokalistlik yapmış. ama yalnızca bir albümlük. sonra da kendi grubunda devam etmiş.

dio bugün 65 yaşında (ya, bu arada bir şey söyleyeceğim, böyle vokalistleri/grupları/filmleri... falan filan gördükçe "keşke 20-25 yıl önce doğsaymışım" dediğim oluyor bazen ama o zamanın sıkıntıları da apayrı tabî. bu konu hakkında da bir şeyler yazmak istiyorum hatta bir ara). hâlâ da aktif olarak müziğin içinde. black sabbath'taki eski arkadaşlarıyla heaven and hell adı altında konser veriyordu, hatta bir turnede megadeth alt grupları olarak çıkmıştı. evet, megadeth, alt grup! ne sandınız?

son olarak, kendisinin dediği gibi, long live rock 'n' roll!

ve tabi ki, long live ronnie james dio!

Friday, January 11, 2008

politik durumlar


politikayı sevmem. ama ilgiliyimdir. yine de pek ilgili gözükmem. bir konuşma falan olunca insanların görüşlerini dinlerim sadece, normalde saçma sapan bir konuda dakikalarca saçmalayabilen ben konu siyasete gelince ağzımı açmam... genellikle.

sanırım iki sene önceydi, bir tabela (tabele değil) resmi çizmiştim. çok basit bir şeydi, "siyasete olan bakış açımı anlatıyor" diyebileceğim bir resim. kimbilir nerededir şimdi. birbirine zıt iki yönü gösteren iki tane ok, üzerlerinde "sağ" ve "sol" yazıyordu sadece. "tek boyutlu dünya" yazmıştım altına da, bırakmıştım öylece.

türkiye'de sağ-sol olayları yüzünden durmadan kan dökülen dönem geride kaldıysa da, gördüğüm kadarıyla hayat hâlâ tek boyutlu bazıları için. bir sürü örnek var bu konuda, en sağından tut da en soluna kadar. o zamanlar da iyice sıkılmıştım bu insanlardan.

son zamanlarda düşündüm de, aslında benim canımı sıkan, hayatları tek boyutta sıkışıp kalmış bu insanlar değil, bu boyutu inkâr edenler: apolitikler. "ben apolitiğim abi" diyen insanlardan bahsetmiyorum, onlara saygı duyarım, hatta baktım ortam müsait değil, ben de söylerim bu yalanı (ne kadar da kaypak bir insanım ama!). benim kızdığım insanlar, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar. pek bildikleri bir şey yoktur, duydukları ve inandıkları vardır sadece (ve iki küme de aynı şeyleri kapsar). ama sorsanız hepsinin bir siyasî görüşü vardır. hepsi biliyordur her şeyi, olan-biten her şeyden haberleri vardır. "üstümüzde oynanan oyunlar"dan "kurtlar vadisi'nin senaryosunun gerçekle birebir örtüştüğü"ne kadar bir sürü gerekli bilgiyi alabilirsin bu dahilerden. aydınlanırsın bir anda, pırıl pırıl olursun adeta. tabi sen de bu zırvalara inanırsan.

düşündüm de, ben niye parmaklarımı yoruyorum ki. insanlar kafalarını yormadıktan sonra. dünyayı ben kurtaracağım sanki. önce dünya beni kurtarsın, hep onun yüzünden oluyor bunlar!

p.s. son ve alakasız olarak, ekşi sözlükte yazar oldum bu son alımlarla. nick'im de moroff. ama pek bir şey yazamayacak bir modda olduğumdan, pek bir şey yazamadım (nasıl bir cümle oldu bu böyle?). aradığımı da nedense pek bulamadım, platonik bir aşka karşılık bulmuş gibi, "ee, bu muydu yani?" modundayım. şimdi bunu niye yazdım ben de bilmiyorum. yazar olduğumu duyurmaya çalışmamın sonucu falan filan herhalde. aman neyse. haydi iyi geceleeeer!

Sunday, January 6, 2008

ayın karanlık yüzü



ne zamandır buraya yazmadım. öylesine bir hevesle açmıştım zaten, kaldı öylece ondan sonra. şimdi de finaller geldi çattı. uzun bir süre hiç yazamayacağım sanırım. ben şimdi böyle derim, ama finallere çalışmam gerektiği yerde de buraya bir şeyler yazmakla uğraşırım kesin. hatta benim bu zamanlarda çalışmaya başlamam gerekiyordu belki de. hep böyle oluyor. hep böyle olmak zorunda mı ki? bir şeyi yapamayacağım zamanlarda yapmak istiyorum, kaybettiğimde değerini anlıyorum, falan filan. aptal insanların ortak hastalığı mı ki bu? haydi, farkındalıksız insanların diyelim.

ne yazmıştım başlığa? hah. ayın karanlık yüzü. hiç göreniniz oldu mu onu? görmediniz işte. ben de görmedim, hatta şimdi google images'te aradım, pink floyd albümünün kapaklarından başka bir şey bulamadım. uykum da var, kısa keseceğim. günlük hayatta da sadece aydınlık yüzünü gördüğüm insanlar var işte. hatta tanıdığım insanların çoğu böyle. aslında birisiyle samimi olmadıkça onun yanında herhangi bir üzüntünüzü belli etmek istemezsiniz. galiba bazı insanlarla samimiyet kuramadım yeterince ben de. ha, n'oluyor sonunda, ben de bütün gün gülümsüyorum. oysa ki hepimizin birer karanlık yüzü olduğunu biliyorum.

gülümseyen insanlar, buradan size queen'den the show must go on'u gönderiyorum. yeni türkü'den maskeli balo da olabilir aslında. tam karar veremedim.